Nº. 1 of  7

Ters Ninja!

Image and video hosting by TinyPic
Kötü adamların sayısı ne kadar fazla ise, kahramana zarar verme olasılıkları o kadar düşüktür.

Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic

Haluk, Mutfak…

Eva: You don’t look happy.

Kevin: Have I ever?

112 dakika boyunca bizi “sanat için mi, halk için mi sanat?” tarzı bir “katil doğulur mu, olunur mu?” tartışmalarına sürükleyen, evimizde bir A Takımı havası estirip canım dediğim insanları İlk Türk Troll Levent Oran olarak görmeme neden olan filmde ben Kevin’ın, doğduğu andan itibaren aşkına karşılık bulamamasını ve birazcık meymenetsiz olduğunu kabul ettiğim annesine olan aşkın dakika dakika, sene sene nefrete dönüşmesini üzülerek izlerken; bir takım sevdiğim insanlar 112 dakikanın 100 dakikasını Eva’ya, Eva’nın zayıf bacaklarına, Eva’nın ayaklarına ve Eva’nın bir canavar yaratmasına küfrettiler.

Ben de küfrettim. Ben hep küfrederim.

Holywood Versiyon:1 - Orijinal Versiyon: 120909761 

Bir şey sorayım. İnsanlar neden içgüdülerine güvenmezler? Bir şeylerin yanlış gittiğini, birinin hemen arkalarında yürüdüğünü hissederler. Ters bir şeyler olduğunu biliyordun. Ama eve geri döndün. Seni zorladım mı? Zorla mı içeri soktum? Tek yaptığım sana bir içki teklif etmekti. Aşağılanma korkusunun acı çekme korkusundan güçlü olmadığını sanırsın. Ama aslında güçlüdür. Her zaman isteyerek gelirler. Burada otururlar. Aynı senin de bildiğin gibi sonlarının geldiğini bilirler. Ama yine de hala kurtulmak için şansları olduğunu düşünürler. Belki doğru bir şey söylersem… Belki nazik davranırsam… Veya ağlayıp yalvarırsam… Onların yüzlerindeki umudun solup gittiğini görürken şimdi senin yüzünde de olduğu gibi…

Holywood yapımlarını izlemeye genelde ana avrat düz giderek başlasam da, David Fincher yeaaani diye besmeleyle başladığım Girl with the Dragon Tattoo a.k.a Näm Näm Näm Mäeströl Hünke ya gerçekten güzel olmuş, ya da ben gevşeyen gönül yaylarımla ılıman islamcı ve ılıman sinefil oldum. Öyle ya da böyle Holywood Takımı Orijinaller Takımı’na karşı Survivor adasındaki ilk sayısını almış bulundu. Arayı kapatması tabii ki hala çok güç.

Görsel açıdan şölen, olay örgüsü ve senaryo açısından evlere şenlik filmlerde etkileyici replikler; efendime söyliyeyim 3 hafta aklımdan çıkmayacak cümleler ve/veya düşünmekten aklımı kaçırmama neden olacak derlinlik ve büyüklükte çıkışlar olmayınca film sırasında moral ve asabım çok bozuluyor.

Bu sefer de, tüm film boyunca yukarıdaki screencap’te çipura gibi sallanan İngiliz aksanlı Stockholm’lü gazetecimiz a.k.a James Bond’dan mesleğine hürmeten ya da en olmadı 7 ceddi soylu yaşlı Christopher Plummer’dan yaşına hürmeten bir bilgelik bir şeyler bekledim ama beni kırmayıp etkileyici 3-5 kelam eden yine sapık katil oldu.

Ben de tam bir Türk sinema izleyicisi olarak sahne boyunca Mikael’den bir Bond’luk yapıp tuzaktan kurtulmasını bekledim. Bekledim. Ve bekledim.

Lisbeth: May I kill him?

Salak nasıl sevindi.

P.S: Eşsiz muhteşemlikteki opening titles’ını topraamız Onur Şentürk’ün yaptığını öğrendiğimden beri hasetimden çatladım, toparlanmam uzun sürebilir.

Çok Canım Sıkılıyor. Kuş Vuralım İstersen?

Son Derece Kişisel Post

Mutluluk yaratıcılığı öldürüyor azizim. Yazma isteğini de köreltiyor.

İnsan özleyince sadece Selami Şahin dinleyesi geliyor be.

Tüm Bunu Söyleyememis Olanlara Gitti’den Geliyor

Chris: Why don’t you love me anymore?
Gitti: Because.
Chris: I don’t believe you.
Gitti: You’re such a loser.

Eziksin Chris. Kabul et.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

John: Forever?

Miriam: …and ever.


Yeşil de iyi bir seçim olmuş hırsından delirmiş CIA ajanı Marissa. N’olur bakma melûl melûl kıyamam güzel gözlerinin dolmasına.

Ben…

…”İşkenceden, kanserden ve trafik kazası sebebiyle ölmekten çok korkuyordum. Doğru yolu bulmak için mi? Tereddüt ediyorum. Sevişirken mi? O zaman birini bulmalıyım, çünkü bu günlerde bir sorun olmazsa, yeniden başlamak istiyorum. Böyle sona ermesini istemiyorum. Reddediyorum. Ölüm bir rezalet. Kurallara göre ölmeyi istemiyorum. Sevinç içinde ölmek istemiyorum. Her şeyden sonra, ufak şeylerden sonra hiç, hiçbir şey geride kalmıyor. Hayır… yapamam. Reddediyorum. Siyasi bir vicdanım olmadığından korkuyorum. Belki gerçeği kendimden saklıyorum. Sağ görüşlü müyüm? Ya da daha beteri? Son zamanlarda bulaşmamak için sürekli sebepler ürettiğimin farkına vardım. Ama en çok muhafazakâr tartışmalara karşı çok hassasım. Çoğu şey bu kadar değişmemeli. Gençler bizi engelleyemez. Elde edindiklerimizden faydalanmamız lazım. Merkezciyken solcu oldum. Sıradanlıktan korkuyorum. Sıradan olmaktansa, sıfır olmaya razıyım. Fark edilmemek, hiç iyi bir kader değil. Ama ben saf olmak istemiyorum. Saflık bizi tehdit ediyor. Vicdansız bir kurtarıcı gelip bizi aklayacak. Ahlâkımıza kadar. İliklerimize kadar. Bu büyük aklamanın perde arkasını göremeyeceğiz.

Dünyanın tükenmesine katkıda bulunmaktan korkuyorum. Buna mani olamamaktan da korkuyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Hiçbir şey yapmadığım için korkuyorum ve korktuğum için hiçbir şey yapamıyorum. Ama kesinlikle bir şey yapmalıyım! Kafamın içi basit korkularla dolu. Etrafımı çeviren ve bana eşlik eden keskin uçlu korkular. Sinmemi sağlayan korkular! Yaşamak mı? Evet ama nasıl? İçerde, dışarıda. Yukarıda mı? Aşağıda mı? İnsanlardan korkuyorum. İnsana göre insan bir kurttur, ama kurtlar kurtlara göre kurt değiller. Bir kurt başka bir kurdu yiyip bitirmez. Ama bir insan çok tehlikeli bir hayvandır. Hayvanları öldürür, çiçekleri kopartır, kendi çocuğunu kılıçtan geçirir. Herkes cinayet işlemeyi düşünmüştür. İster entellektüel olsun, ister bir işci, ister dürüst olsun, isterse namuzsuz, ister kendi rızasıyla, isterse zorla. İster az ister çok, hepsi bunu aklından geçirir dostum. Günümüz kadınları hayatın her alanında yer almakta. Kadın, erkeğinin geleceğidir. Al sana, kafana bir kurşun, adi şerefsiz. Kendimi korkumaya hakkım olduğu gibi göründüğünü umuyorum.”

Jordana and I enjoyed a glorious atavistic fort. Night of lovemaking, humiliating teachers and bullying the weak. I’ve already turned these moments into the Super-8 footage of memory.

16-17 yaşında çılgınlar gibi eğlenirsiniz tabii sevgilinizle. Gel 25 yaşına Jordan, sevgilinin bacak kılını yakmaya çalış da bak bakalım neler oluyor. Jack Russell’ları da var zaten. Şanslı piçler. Pardon da sinirlendim ben biraz.

Jordana

Tek kusurunun egzama olduğunu düşündüğü Jordana ile mutlu günlerini hafızasında Super-8 formatındaki bir kısa film olarak kaydeden sevgili Oliver’a benden bir abla tavsiyesi, sil yavrum o filmi hafızandan yoksa çok üzülür, bir ayrılıkla bu hale dönüverirsin.

Revenge is a Dish Best Served Cold

Stèphanie: Why do you do this to me? What have I done to you? Tell me, wht do you want me to do?

Stèphane: I don’t know. Maybe touch my hair or something.

Stèphanie: I can’t do that… Why me?

Stèphane: Because everyone else is boring. And because you are different. You don’t like me, Stèphanie.

Ne kadar dünyalar güzeli yüzlü, dünyalar güzeli aksanlı, dünyalar güzeli hayalgüçlü Stèphane’a gönlümü, filmi izleyen her dişi gibi kaptırsam da; uyurken Stèphane’ın kulağına, belki uyanınca hatırlar diye “Things’ll turn out the way you want, if you could just stop doubting that I love you. Call me home. Next door.” diyen dünya sempatiği Stèphanie’nin önce en yakın arkadaşına aşık olan, sonra ondan vazgeçip Stèphanie’nin tertemiz hisleriyle oynayan, asla büyümeyecek oğlan çocuğu Stèphane beni de sonlara doğru sinir krizlerine gark etti. Yavru köpek gibi ranzada zıplayan Stèphane’a bakıp “Neden ben? Ben sana ne yaptım? :(“ diyen Charlotte Gainsbourg da erkeklerden öcünü 3 sene sonra William Dafoe üzerinde aldı. Alır tabii.

Kıssadan hisse; çocuk karakterli, ne istediğini bilmeyen ve/veya bencil erkekler insanı çatlatır.

One Way Ticket to Casablanca

Ilsa: If you don’t help us, Victor Laszlo will die in Casablanca.

Rick: What of it? I’m going to die in Casablanca. It’s a good spot for it.

Hayatım boyunca “Belmondo’nun mu Bogart’ın mı sigarası?” şeklinde gelecek bir soruya “Kim ne derse desin Belmondo” cevabı için kendimi hazırlasam da ömrümün ilerleyen senelerinde böyle bir soruyla karşılaşmayacağımı içten içe biliyorum. Tıpkı birbirlerini asla bir daha görmeyeceklerine emin olan iki kırık kalbin yollarının Casablanca’da kesişmesini feyz alarak “belki Amerika’da? Hı belki?”nin gerçekleşmeyeceğini bilmem gibi.

“Birbirlerini asla bir daha görmeyeceklerine emin olan iki kırık kalp” Vazıfsız, ucuz ve zayıf teşbihte bir dünya markasıyım.

Rick ve Ilsa mutlu Paris günlerinde.

Ilsa ve Rick mutlu Paris günlerinde.


I miss Sonia Henie

I miss Sonia Henie

Niye tersninja isminden sebepleniyorsun? Yaptığın fikri hırsızlık? Utanmıyor musun? Bu isimde bir site uzun zamandır var zaten. asked by Anonymous

Takip etmediğim ve admini kaba bir şekilde twitter’da kendini tanıtmasa da farkında olmayacağım aynı isimde bir site varmış, evet. Sinemayla ilgili bir terimi, ticari hiçbir amaç taşımayan, amatör bir tumblr kişisel bloguna isim seçtiğim için de elbette utanmıyorum, deli misin? “tersninja isminden sebeplenmek” ve hatta “fikir hırsızlığı” da biraz komik ve saçma geldi o yüzden.

Sanırım siteniz için tumblr hesabı açmak istiyor ve benim yüzümden bunu gerçekleştiremiyorsunuz ama bunu benden kibarca rica etseniz ben zaten ismi size devrederdim. Takdir edersiniz ki tüm dünya sitenizden haberdar olmayabilir. Her gördüğünüz tersninja için “fikrimi çalmışlar!” diye sinir krizlerine girmeyiniz. Sinirinize biraz hakim olmanızı tavsiye ediyorum naçizane.


Brad McCullum: Why is the whole world staring at me? 

Brad, pot içip Peru nehri eşliğinde kendiyle başbaşa kalmaktan ve iç sesini dinleyerek rafting yapmaktan vazgeçerek boğulan arkadaş grubunu ardında bırakıp Amerika’ya döndüğünde yavaş yavaş delirirken “Why is the whole world starring at me?” diyor. Bir kısmımızsa tam tersini söyleyerek deliriyoruz. “Neden kimse bana bakmıyor?”

Brad McCullum: Why is the whole world staring at me?

Brad, pot içip Peru nehri eşliğinde kendiyle başbaşa kalmaktan ve iç sesini dinleyerek rafting yapmaktan vazgeçerek boğulan arkadaş grubunu ardında bırakıp Amerika’ya döndüğünde yavaş yavaş delirirken “Why is the whole world starring at me?” diyor. Bir kısmımızsa tam tersini söyleyerek deliriyoruz. “Neden kimse bana bakmıyor?”

Nº. 1 of  7